Türk Mitolojisi Hakkında Bilgiler #4

 

Yaşamın ve Doğanın Şefkatli Eli: Umay Ana ve Koruyucu Ruhlar (İyeler)

Serimizin önceki yazılarında evrenin uç noktalarına yolculuk yaptık. Göğün en üst katında aydınlığı ve yaratılışı temsil eden Kayra Han ile Ülgen’i, yeraltının derinliklerinde ise karanlığın efendisi Erlik Han’ı tanıdık. Peki ya bu iki devasa gücün arasında, bizim yaşadığımız yer olan Orta Dünya'da neler oluyordu?

Eski Türk inancına göre Orta Dünya (Yeryüzü) sahipsiz değildi. Burası; yaşamın, doğumun, bereketin ve doğanın görünmez muhafızlarının diyarıydı. Gelin, yüzümüzü güneşe dönelim ve yeryüzünün şefkatli anası Umay Ana ile doğanın bekçileri İyelere yakından bakalım.




Bereketin, Şefkatin ve Çocukların Koruyucusu: Umay Ana

Türk mitolojisinde dişil gücün, doğurganlığın ve yaşamın mutlak simgesi Umay Ana'dır. Tıpkı Ülgen gibi o da iyiliği temsil eder ancak onun iyiliği daha çok yeryüzüne, aileye ve özellikle çocuklara dönüktür.

Umay Ana genellikle beyaz saçlı, beyaz elbiseli, gümüş renkli ve bazen de kanatlı güzel bir kadın olarak tasvir edilir. Gökyüzünden yeryüzüne inerken yanında her zaman kutsal bir kayın ağacı dalı veya bir yay bulunur.

  • Çocukların Görünmez Kalkanı: Eski Türklerde bir çocuk beşikte mışıl mışıl uyurken gülümsüyorsa, Umay Ana’nın onunla konuştuğuna ve onu koruduğuna inanılırdı. Çocuğun hastalanması ise Umay Ana’nın o evden geçici olarak uzaklaştığı şeklinde yorumlanırdı.

  • Doğanın Bereketi: Sadece insan yavrularını değil, yeryüzündeki tüm hayvan yavrularını ve tohumları koruyan da odur. İlkbaharda doğanın uyanışı, Umay Ana’nın yeryüzüne saçtığı bereketin bir sonucudur.

Doğanın Görünmez Bekçileri: İyeler (Koruyucu Ruhlar)

Eski Türklerin inanç sistemi olan Tengricilik (Şamanizm), "Animizm" yani ruhçuluk temeline dayanır. Bu inanca göre evrendeki hiçbir şey cansız veya ruhsuz değildir. Dağların, nehirlerin, ormanların, hatta ateşin ve evin bile bir koruyucu ruhu vardır. İşte bu koruyucu ruhlara "İye" (Ege/İğe) denir.

İyeler tanrı değildir; onlar doğadaki unsurların bekçileridir. İnsanlar doğadan bir şey alırken (su içerken, ağaç keserken, avlanırken) bu ruhlardan izin istemek ve onlara saygı göstermek zorundaydı:

  • Su İyesi: Nehirlerin ve göllerin koruyucusudur. Suyu kirletenleri veya gereksiz yere suyu israf edenleri cezalandırır. Suların taşkınlık yapması, Su İyesi'nin öfkelenmesine bağlanırdı.

  • Dağ İyesi (Tağ İyesi): Dağlar eski Türklerde Gök Tanrı'ya en yakın yerler olarak çok kutsal sayılırdı. Dağ İyesi, o bölgedeki hayvanların ve bitkilerin hakimidir. Avcılar ava çıkmadan önce Dağ İyesi'ne adaklar sunar, ondan sadece ihtiyaçları kadar avlanmak için izin isterlerdi.

Kısaca,  bugün çevre bilinci dediğimiz kavram, atalarımızın binlerce yıl önce mitolojik ögelerle kodladığı bir yaşam biçimiydi. Belki de bugün, betonlaşan dünyamızda doğanın fısıltılarını duymak için içimizdeki İyelere yeniden kulak vermemiz gerekiyordur.
Tarih sayfaları aralanıyor. Lütfen bekleyin...
𐱅𐰇𐰼𐰰; ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN.