Dinamo mu, Dinamit mi? İstanbul’u Karanlıkta Bırakan Kelime Oyunu
Tarih kitapları genellikle büyük zaferler, çöküşler ve dramatik antlaşmalarla doludur. Ancak bazen, bir başkentin kaderini değiştiren şey sadece küçük bir ses benzerliğidir. Yeni serimizin ilk yazısında, Osmanlı İmparatorluğu'nun kalbi İstanbul'un elektriğe Avrupa'dan neden yıllar sonra kavuştuğunun o trajikomik hikayesinden bahsediyoruz.
Padişahın Evhamı ve Teknolojinin Sınavı
19. yüzyılın sonları, Avrupa'da Sanayi Devrimi rüzgarları esiyor, şehirler birer birer elektrik enerjisiyle ışıl ışıl parlamaya başlıyor. Doğal olarak dönemin girişimcileri, bu büyük yeniliği Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a getirmek için kolları sıvıyorlar. Projeler çiziliyor, dilekçeler hazırlanıyor ve Yıldız Sarayı'na sunuluyor. Ancak projede sıklıkla tekrar eden teknik bir kelime, dönemin padişahı II. Abdülhamid'in ve çevresindeki bürokratların radarına takılıyor: Dinamo.
Elektrik üretmek için kullanılması planlanan devasa jeneratörlerin, yani dinamoların ithalatı için gümrük izni istenmektedir. Fakat "dinamo" kelimesi, saray koridorlarında büyük bir sessizliğe ve ardından paniğe yol açar. Çünkü bu kelime, suikastlara karşı son derece hassas ve evhamlı olan padişahın en büyük korkularından biriyle neredeyse aynı sese sahiptir: Dinamit.
Bu İcadı Sınırlarımızdan İçeri Sokmayın!
Dönemin güvenlik bürokrasisi, "dinamo" ile "dinamit" arasındaki bu ses benzerliğini göz ardı edemez. İstanbul'un göbeğine kurulacak bu koca koca makinelerin aslında şehri havaya uçurmak için tasarlanmış gizli patlayıcı düzenekleri olabileceği şüphesi ağır basar. Sonuç olarak, İstanbul'a elektrik getirecek projelere uzun bir süre onay çıkmaz. New York, Londra ve Paris gibi şehirler geceleri sanki gündüzü yaşarken; İstanbul uzun bir süre daha gaz lambalarının ve kandillerin loş ışığına mahkum kalır.
Geciken Aydınlanma
Sırf "Acaba patlar mı?" endişesi ve kelime benzerliği yüzünden İstanbul'un sivil elektriğe kavuşması yıllarca rötar yapar. Elektriğin tam anlamıyla şehre yayılması ancak II. Meşrutiyet'in ilanı ve 1914 yılında meşhur Silahtarağa Elektrik Santrali'nin faaliyete geçmesiyle mümkün olur.
Görüldüğü gibi tarih sadece savaş meydanlarında kılıç sesleriyle değil; bazen de evrak masalarındaki bu tarz "ufak tefek" yanlış anlaşılmalarla şekilleniyor!

Sosyal Medya