Türk Tarihinin Komik Vakaları #2

 

Atsız Araba mı Olur? Şeytan İcadı İstanbul Sokaklarında!

Yüzyıllar boyunca İstanbul sokaklarının tek hakimi at arabaları, faytonlar ve yayalardı. Ancak takvimler 1890'ların sonunu gösterdiğinde, Avrupa'dan yola çıkıp payitahta ulaşan garip bir makine, bu huzurlu sokaklarda tam bir kaosa neden olacaktı. Karşınızda, İstanbul'un ilk otomobili ve onunla tanışan halkın trajikomik imtihanı!



"Bunun Atları Nereye Saklanmış?"

Dönemin zenginlerinden biri tarafından İstanbul'a (kimi kaynaklara göre Basra Mebusu Züheyrzade Ahmet Paşa) getirilen ilk otomobil, bugünkü sessiz ve zarif araçlara hiç benzemiyordu. Devasa tekerlekleri, kulakları sağır eden motor gürültüsü ve arkasında bıraktığı simsiyah duman bulutuyla o devirde sokakta gezen öfkeli bir canavarı andırıyordu.

Sürücü gaza basıp araç büyük bir patırtıyla hareket etmeye başladığında, sokaktaki halkın yaşadığı şoku hayal etmek zor değil. Gözler hemen aracı çeken atları aradı ama ortada at falan yoktu! Kendi kendine hareket eden, üstelik bunu yaparken homurdanıp dumanlar saçan bu makine, dönemin İstanbullusu için tek bir manaya gelebilirdi: Bu kesinlikle bir şeytan icadıydı!


Taşlı Sopalı Karşılama

Aracın çıkardığı korkunç gürültü sadece insanları değil, etraftaki fayton atlarını da paniğe sürükledi. Atlar şaha kalkıp sağa sola kaçışırken, ortalık bir anda panayır yerine döndü. Makinenin içinde görünmez cinlerin veya şeytanların olduğuna kanaat getiren öfkeli ve korkmuş kalabalık, bu "kötü ruhlu" demir yığınına karşı en içgüdüsel savunma mekanizmasını devreye soktu: Yerden buldukları taşları fırlatmak!

Zavallı sürücü, bir yandan bu yepyeni ve kontrolü zor makineyi zapt etmeye çalışırken, diğer yandan kafasına yağan taşlardan ve manavlardan fırlatılan çürük sebzelerden korunmak için çaresizce gaza basıp oradan uzaklaşmak zorunda kaldı. İstanbul'un otomobille ilk sınavı; ezilmiş tekerlekler, bolca duman ve yankılanan "tövbe estağfurullah" nidalarıyla son bulmuştu.

Bugün her gün saatlerce trafiğini çektiğimiz, uğruna servetler döktüğümüz otomobillerin, bir zamanlar sokaklarda taşlanarak kovalanan birer "öcü" olduğunu bilmek, değişimin tarihte ne kadar sancılı ve bir o kadar da komik olabileceğini hepimize gösteriyor!