Türk Tarihinin Komik Vakaları #3

 

Kalemlerin Cenaze Namazı: Matbaaya Karşı Tabutlu Protesto

Tarihsel yeniliklerin her zaman coşkuyla karşılandığını düşünüyorsanız, henüz Osmanlı dönemindeki hattatların hikayesini dinlememişsiniz demektir. Avrupa'da kitaplar yüzlerce yıldır makinelerle tıkır tıkır basılırken, bu teknolojinin Osmanlı topraklarına girmesi neredeyse 300 yıl sürdü. Peki ama neden? Gelin, mürekkepli ellerin başkaldırısına yakından bakalım.



"Makine Geldi, Mertlik Bozuldu!"

Yıl 1727, İbrahim Müteferrika ve Yirmisekiz Çelebizade Sait Efendi'nin uzun uğraşları sonucu nihayet İstanbul'da ilk matbaanın kurulması için padişahtan izin çıkar. Bu durum, bilginin yayılmasını isteyenler için büyük bir müjdedir. Ancak İstanbul'da sayıları on binleri bulan ve geçimini kitapları el yazısıyla kopyalayarak (istinsah ederek) sağlayan koskoca bir hattat ordusu vardır!

Bir kitabın yazımının aylar sürdüğü bir düzenden, aynı kitabın birkaç gün içinde yüzlerce kopyasının üretildiği bir düzene geçiş fikri, hattatlar arasında büyük bir panik dalgası yaratır. Ekmeğinden olacağını anlayan bu sanatkar grup, tarihin en yaratıcı, en dramatik ve açıkçası en komik sivil itaatsizlik eylemlerinden birine imza atar.

Sokaklarda Sembolik Bir Cenaze

Matbaanın açılmasını engellemek isteyen hattatlar, sıradan bir yürüyüş yapmak yerine durumu epey dramatize etmeye karar verirler. Bir araya gelip devasa bir tahta tabut satın alırlar. İçine ekmek tekneleri olan divitlerini (kalemlerini), hokkalarını (mürekkep kutularını) ve parşömenlerini yerleştirirler. Tabutu omuzlayan binlerce hattat, "Mesleğimiz ölmüştür, başımız sağ olsun!" diyerek, ağıtlar eşliğinde İstanbul sokaklarında mesleklerinin cenaze namazını kılmak üzere Bab-ı Ali'ye (hükümet merkezine) doğru yürüyüşe geçer.

Padişahın Orta Yolu Bulması

Sokaklarda tabut taşıyıp ağlayan binlerce hattatı gören dönemin yöneticileri ve Padişah III. Ahmet, bu trajikomik eylem karşısında bir orta yol bulmak zorunda kalır. Çıkarılan fermanla matbaaya izin verilir ancak küçük (ama hattatlar için hayat kurtaran) bir şartla: Matbaada din, tefsir ve fıkıh kitapları basılmayacak, bu iş yine hattatlara bırakılacaktır! Matbaa sadece tarih, coğrafya, tıp ve fen kitaplarını basabilecektir.

Böylece hattatların kalemleri mezardan dönerken, Osmanlı da gecikmeli de olsa matbaa ile tanışmış olur.